Hayat verme, diriltme ve öldürme kapısı yani hakikatidir. Cenab-ı Hakk'ın "sonsuz hayat sahibi olan ve her hayat sahibinin hayatını veren" HAYY İsminin ve "hiçbir şeye muhtaç olmadan ezeli ve ebedi vâr olan, her varlığı vâr ederek her an varlıkta tutan"  KAYYUM İsminin ve "hayat verip canlandıran"  MUHYİ İsminin ve "ölümü veren"  MÜMİT İsminin tecellisi, insanların yeniden diriltileceklerini ve ahiretteki ebedi hayatı isbat etmektedir.

Sonsuz Kudret ve Merhamet Sahibi ve Sonsuz İlim ve Hikmet Sahibi Cenab-ı Allah,  ölmüş, kurumuş koca Arzı, Yeryüzünü her baharda ihya edip tekrar diriltiyor. O hayatlandırma  içinde herbiri kıyamet sonrası beşer haşri gibi acaib ve harika, 300.000'den fazla  mahlukat nevilerini  haşir ve neşredip, yani tekrar diriltip Yeryüzüne yayarak kudretini gösteriyor.

O bahar haşri ve neşri içinde, mahlukat nihayet derecede karışık ve içiçe oldukları halde, nihayet derecede bir seçicilik ve ayırt etme ile ilminin heryeri ve herşeyi kapladığını gösteriyor.

Rabbimiz, gönderdiği bütün semavî fermanlarıyla, mukaddes kitablar ve suhuflar ile beşerin haşrini yani insanın tekrar diriltileceğini  va'detmekle bütün kullarının nazarlarını ebedi bir saadete çeviriyor.

Yarattığı bütün varlıkları başbaşa, omuz omuza, elele verdirip emir ve iradesi dairesinde döndürüp birbirine yardımcı ve hizmetkar kılmakla terbiye ve idaresinin azametini gösteriyor.

Beşeri, kainat ağacının en câmi' yani en çok ve en yüksek özellikleri içinde toplayan mahluku ve en nazik ve en nâzenin, en nazdar, en niyazdar bir meyvesi olarak yaratıp, kendine muhatab  kabul ederek, herşeyi insanın hizmetine vermekle,  insana bu kadar ehemmiyet verdiğini gösteren bir Kadîr-i Rahîm,  bir Alîm-i Hakîm,  hiç mümkün müdür ki  kıyameti getirmesin?  Haşri yapmasın ve yapamasın? Beşeri ihya etmesin, diriltmesin veya edemesin? Mahkeme-i Kübrayı yani mahşer günü en büyük mahkemeyi açamasın? Cennet ve Cehennem'i yaratamasın? Hâşâ ve Kellâ!..

Evet şu âlemin, şu kainatın ve dünyanın Şanlı İdarecisi olan Cenabı Hak, her asırda, her senede, her günde bu dar, muvakkat geçici yeryüzünde, ahiretteki büyük haşrin, tekrar dirilişin ve kıyamet meydanının  pek çok benzerini ve nümunelerini ve işaretlerini icad ediyor, yaratıyor.

Mesela, bahar mevsimindeki haşirde  görüyoruz ki: Beş-altı gün içinde küçük ve büyük hayvanat ve nebatattan yani bitkilerden 300.000'den fazla türleri haşredip neşrediyor, tekrar diriltip, yeryüzüne yayıyor. Bütün ağaçların, otların köklerini ve bir kısım hayvanları aynen hayatlandırıp iade ediyor. Başkalarını, aynı eskisine benzer bir surette icad ediyor.

Halbuki maddeten farkları pek az olan tohumcuklar o kadar karışmışken, kusursuz bir ayrım ve teşhis ile, o kadar sür'atle ve geniş bir dairede ve kolaylık içinde, mükemmel bir düzen ve ölçü ile altı gün veya altı hafta içinde ihya ediliyor, canlandırılıyor.

Hiç kabil midir ki: Bu işleri yapan Zâta bir şey ağır gelebilsin, gökleri, uzayı ve yeryüzünü altı günde yani altı devrede yaratamasın, insanı bir sayha ile haşredemesin, tekrar diriltemesin? Hâşâ!

Acaba mucizeler gösteren bir Kâtib bulunsa; harfleri ya bozulmuş veya mahvolmuş 300.000 kitabı tek bir sahifede karıştırmaksızın, hatasız, yanlışsız, noksansız, hepsini beraber, gayet güzel bir surette bir saatte yazarsa; birisi sana dese:

"Şu Kâtib kendi te'lif ettiği, senin suya düşmüş olan kitabını, yeniden bir dakika zarfında hâfızasından yazacak."

Sen diyebilir misin ki, "Yapamaz ve inanmam."

Veyahut her işi mucize ve harika olan bir Sultan, kendi iktidarını göstermek için veya ders vermek için, bir işaretle dağları kaldırır, memleketleri yer değiştirir,  denizi karaya çevirdiğini gördüğün halde sonra görsen ki; büyük bir taş dereye yuvarlanmış, o Zâtın kendi ziyafetine davet ettiği misafirlerin yolunu kesmiş, geçemiyorlar.

Biri sana dese: "O Zât, bir işaretle o taşı, ne kadar büyük olursa olsun kaldıracak veya dağıtacak. Misafirlerini yolda bırakmayacak."

Sen desen ki: "Kaldırmaz veya kaldıramaz."

Veyahut bir zât bir günde, yeniden büyük bir orduyu teşkil ettiği halde, biri dese: "O zât bir boru sesiyle, askerleri istirahat için dağılmış olan taburları toplar. Taburlar, nizamı altına girerler."

Sen desen ki: "İnanmam!"

Ne kadar divanece hareket ettiğini anlarsın...

İşte şu üç temsili (benzetmeyi) anladınsa, bak:

Nakkaş-ı Ezelî, yani başlangıcı ve sonu olmayan ve herşeyi sanat incelikleriyle süsleyen Cenab-ı Allah, gözümüzün önünde kışın beyaz sahifesini çevirip, bahar ve yaz yeşil yaprağını açıp, yeryüzü sahifesinde 300.000'den ziyade canlı türlerini, kudret ve kader kalemiyle en güzel suret ve şekillerde yazar.

Birbiri içinde birbirine karışmaz; beraber yazar, birbirine mani olmaz. Teşkilce, suretçe yani herbirinin iç ve dış yapıları, şekilleri, renkleri, cihazları birbirinden ayrı olduğu halde, hiç şaşırmaz, yanlış yazmaz.

Evet en büyük bir ağacın ruh programını, yani hayatının ve yapısının programını, bir nokta gibi en küçük bir çekirdekte, DNA Spiralinin içinde yerleştirip muhafaza eden Zât-ı Hakîm-i Hafîz (herşeyi gayeli ve faydalı ve yerli yerinde yaratan ve herşeyi muhaza edip saklayan Cenab-ı Hak)  vefat edenlerin ruhlarını nasıl muhafaza eder denilir mi?

Ve Küre-i Arzı, Dünyayı, Güneşin çevresinde bir sapan taşı gibi çeviren Zât-ı Kadîr, Sonsuz Kudret Sahibi,  ahirete giden misafirlerinin yolunda nasıl bu Arzı kaldıracak veya dağıtacak, denilir mi?

Hem hiçten, yeniden bütün Canlıların ordularını, kendi vücud taburlarında, kusursuz bir düzenle, Zerreleri yani Atomları ve Molekülleri, "Kün Feyekün" (Ol der, oluverir) emriyle  kaydedip yerleştiren, ordular icad eden Zât-ı Zülcelal (sonsuz yücelik ve güç sahibi Allah), tabura benzer vücudların nizamı altına girmekle, birbiriyle tanışan atom ve moleküllerini ve asıl parçalarını bir sayha ile nasıl toplayabilir denilir mi?

  Hem bu bahar haşrine benzeyen, dünyanın her devrinde, her asrında, hattâ gece gündüzün her değişiminde, hattâ atmosferde bulutları yaratıp dağıtmasında Haşre, tekrar diriltmeye numune ve misal ve emare olacak ne kadar nakışlar yaptığını gözünle görüyorsun.

Hattâ eğer hayalen 1000 sene evvel kendini farzetsen, sonra zamanın iki cenahı olan geçmiş ve gelecek zamanı birbirine karşılaştırsan; asırlar, günler adedince, haşrin misallerini ve kıyametin numunelerini göreceksin.

Sonra bu kadar numune ve misalleri müşahede ettiğin halde, yani gözlerinle de gördüğün halde, cismani haşri, bedenin tekrar diriltilmesini akıldan uzak görüp inkâr etsen; ne kadar divanelik olduğunu sen de anlarsın.

Bak Ferman-ı A'zam olan Kur'an-ı Kerim, bahsettiğimiz hakikata dair ne diyor:

فَانْظُرْ اِلٰٓى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْيِى الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِى الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ

(Şimdi bak Allah'ın rahmet eserlerine : Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor? Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir. O herşeye hakkıyla kâdirdir. Rum Suresi 30:50)

ELHASIL: 

Haşre, insanlığın tekrar diriltilmesine mani' hiçbir şey yoktur. Haşri gerektiren ise her şeydir.

Evet  mahşer-i acaib yani acayip ve hayret verici bir toplanma yeri olan şu koca Arzı, Yeryüzünü basit bir hayvan gibi öldüren ve dirilten ve beşer ve hayvana hoş bir beşik, güzel bir uzay gemisi yapan ve Güneş'i onlara şu misafirhanede ışık verici ve ısındırıcı bir lâmba eden, Gezegenleri meleklerine tayyare, uçak yapan bir Zâtın, yani Allah Tealâ'nın, bu derece muhteşem ve daimi yönetimi ve bu derece muazzam ve geniş hâkimiyeti; elbette yalnız böyle geçici, devamsız, değişken, ehemmiyetsiz, bekasız, noksan, gelişmeyen dünya işleri  üzerinde kurulmaz ve durmaz.

Demek ona yaraşır, daimî, kararlı, zevalsiz, bitmeyen muhteşem  başka bir diyar var. Başka bâki bir memleketi vardır. Bizi onun için çalıştırır.

Oraya davet eder ve oraya nakledeceğine; zahirden hakikate geçen ve huzurunun yakınlığına  müşerref olan bütün nurlu yüksek ruh sahibi peygamberler, bütün nurlanmış kalb sahibi kutublar, evliyalar, bütün nurani akıl erbabı asfiyalar şehadet ediyorlar.

Ve bu Nurani Zatların hepsi birden ittifak ve icma ile, Kainatın Sultanının  bir mükâfat ve ceza hazırladığını haber veriyorlar ve tekrar tekrar pek kuvvetli vaad ve pek şiddetli tehdid eder, naklederler.

 Vaadini tutmamak ise hem  zillet, hem alçalma demektir. Hiçbir cihetle Cenab-ı Hakkın mukaddes celaline, haşmetine yanaşamaz.

 Cezalandıracağını bildirip sonra yapmamak ise ya affetmekten, yada acizlikten gelir. Halbuki küfür ve inkar, sınırsız bir cinayettir. Affa kabil değil.

(Haşiye): Evet küfür ve inkar,  Allahın yarattığı varlıkların kıymetini yere düşürüp, manasızlıkla ittiham ettiğinden, bütün kâinata karşı bir hakarettir. 

Ve varlıkların aynalarında tecelli eden Allahın Güzel İsimlerini, yani Esmâ-yı Hüsnâyı inkâr olduğundan bütün esma-i İlahiyeye karşı bir küçümsemedir.

Ve mevcudatın vahdaniyete yani Allah'ın Birliğine olan şehadetlerini reddettiğinden bütün mahlukata karşı bir tekzib, yalanlama olduğundan; insanî istidad ve kabiliyetleri öyle ifsad eder, bozar ki, iyilik ve hayrı kabul etmeye liyakatı kalmaz.

Hem küfür öyle büyük bir zulümdür ki, umum mahlukatın ve bütün İlahi İsimlerin hukukuna bir tecavüzdür.

İşte şu hukukun muhafazası ve kâfirin nefsinin hayra kabiliyetsizliği, küfrün affedilmemesini iktiza eder.

 اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظ۪يمٌ

(Muhakkak ki şirk pek büyük bir zulümdür. Lokman Suresi 31:13)

şu manayı ifade eder.)

Kadîr-i Mutlak yani Kudreti Sınırsız ve Sonsuz olan Allah ise, acizlikten münezzeh ve mukaddestir.

Şahidler ve haberciler ise (yani Peygamberler, Evliyalar ve Asfiya Alimler), mesleklerinde, meşreblerinde, mezheblerinde muhtelif oldukları halde tam bir ittifak ile şu mes'elenin esasında birleşmişlerdir.

Bu haberciler, yalanı asla duyulmamış, daima doğru sözlü kalabalık bir cemaattir, yani verdikleri haber tevatür derecesindedir.

Bu haşir ve ahiret haberi, keyfiyetçe icma' kuvvetindedir çünki bütün Peygamberlerin, Evliyaların ve Asfiyaların icma ve konsensusuna dayanmaktadır.

Mevkice herbiri nev'-i beşerin bir yıldızı, bir taifenin gözü, bir milletin azizidirler.

Ehemmiyetçe şu mes'elede hem ehl-i ihtisas, hem ehl-i isbattırlar. Halbuki bir fende veya bir san'atta iki ehl-i ihtisas uzman, başka meslekten binlerce insana tercih edilir.

Haber verilen bir meselede, delil ve isbat getiren iki kişi, binler inkarcılara tercih edilir. Meselâ Ramazan hilâlinin göründüğünü ihbar eden iki adam, binler münkirlerin inkârlarını hiçe atarlar.

  Elhasıl: Dünyada bundan daha doğru bir haber, daha sağlam bir dava, daha zahir bir hakikat olamaz.

Demek, şübhesiz dünya bir mezraadır (tarladır). Mahşer (haşir meydanı) ise bir beyderdir, harmandır. Cennet, Cehennem ise birer mahzendir (depodur)...