BEDİÜZZAMAN’IN TALEBESİ RÜŞTÜ  TAFRAL  EFENDİNİN İSLAM  BİRLİĞİ  HAKKINDAKİ RÖPORTAJINDAN

Sual:  İttihad  Yayınevi kanalıyla yayınlanan  40’ı aşkın Risale-i Nur’da ihtisaslaşmış çalışmalarınız, eserleriniz, derlemeleriniz çıktı. En mühimmi de İslam Prensipleri Ansiklopedisi ve sanıyorum  4. baskıyı yaptı.

Şimdi bu çalışmaların ağırlıkla 2 konuda yoğunlaştığını görüyoruz. Birisi  İttihad-ı İslam (İslam Birliği), ikincisi de Nur Talebelerini  hatalı hizmet tarzından alıkoymak için, Risale-i Nur’un asıl temel mesleki unsurlarını hatırlatıcı, ikaz edici çalışmalar, hizmet düsturları…

Neden, siz kendinize bu iki sahayı seçtiniz? İttihad-ı İslamı tahşidad ve Hizmet Düsturlarına bağlılığı hatırlatıcı, ikaz edici çalışmalar.

Rüştü Tafral:  Şimdi hepimizce malum, “vazifelerin  tercihinde” hadiseler çağırır…   Bu asırda iki tane yol vardır.

Birisi İslamî hayat yolu, diğeri de ona karşı olan sinsi Münafık Cereyanın yolu. Yani bu zamanda sadece yemek, içmek, ve yatmaktan ibaret olan bir hayat, fazlasıyla basit, lakayt ve şuursuz bir durum arz eder. Bir müslümanın hali bu şekilde olamaz, hele hele bir Nur Talebesi zaten buna karşı cihadda vazifeli…

Risale-i Nur’da da keyfiyyet esastır. Neredeyse bir asır önce yazılmış Muhakemat’ta iki satır var, çok dikkat çekici, bilmem senin hatırında mı, ta o zaman şöyle söylüyor Üstad:

Hem de bilâ-perva olarak ilân ederim: Beni geçmiş asırların efkârına karşı mübarezeye heyecan ve şecaate getiren (bu vermiş olduğu taraf düşman değil, bizim İslam dairemiz) ve yüzer senelerden beri sevk-ül ceyş ile kuvvet bulan hayalât (o zamanki avamın ilmi) ve evhamın müdafaasına beni gayrete getiren itikadım ve yakînimdir ki:

Hak neşv ü nema bulacaktır, eğer çendan toprakta gizlense... Ve tarafdar ve mültezimleri muzaffer olacaklardır, eğer çendan zaman ve zeminin merhametsizliğinden az ve zayıf olsalar...

Hem de itikadımdır ki: "İstikbale hüküm sürecek"  ve her kıt’asında hâkim-i mutlak olacak yalnız hakikat-ı İslâmiyettir.”

Hak neşvü nema bulacaktır da,  kişi çokluğunu kastetmiyor burada. Hak bütün kuvvetiyle ortada, fakat ona bağlı olan kişilerin sayısı az, hakiki manada. Ama hakikat-ı İslam dünyayı  kaplayacaktır. “Eğer çendan toprakta gizlense (mecaz ifade bu, yani ahir zaman fitnesinin tahakkümü ile ortaya çıkamasa…) ve taraftar ve mültezimleri muzaffer olacaktır, eğer çendan zaman ve zeminin merhametsizliğinden, az ve zayıf olsalar da...”  

Geleceğe ait anlatıyor, e bunlar şimdi Üstadın, Üstadiyet makamından gelen sözlerdir. Hak yayıldı, biz şimdi hepsini  göremiyor, bilemiyoruz.. Hak geniş manada Hakka aşık olanların eline bu imkanlar geçti. Bilhassa İnternet, hani Rüya bahsinde İnternet demiyor ama, aslında diyor, yani muhatapsız hareket, yani karşınızda kalabalıklar yok, ama neşrettiklerinizin manası Beşer Dünyası içinde…  İnternet vasıtasıyla milyarlarca insana  neşredilebilir.

Sualİttihad-ı İslam derlemenizi ilk defa 1980’de neşrettiniz, bu altın yazmalı, üzerinde Kelime-i Tevhid olan. Nur Talebelerini İslam Birliğine uyandıran ve oraya yönlendirmeye gayret eden ilk çalışmaydı bu.

Neden bazıları milyonlarca Nur Talebesi var dediği halde,  sadece sizin gibi çok az birkaç Ağabey,  İttihad-ı İslam’ı ve İslam Birliğinin ehemmiyetini ders veriyor.

Rüştü Tafral:  Aslında biz daha önce de (1970’lerde) teksirle böyle bir çalışma yaptık ama o zaman teksirin dairesi bu kadar geniş değildi…  Şimdi Bediüzzaman Hz.leri kitapta yazıyor:

“Bir Cereyan var mı ?, var. Peki İslamî hareketi boğuyor mu? , boğuyor”. Üstad diyor bakın bunu. “Peki bu boğan kuvvet beynelmilel Cereyan olarak, her türlü melaneti işleyebilecek bir vicdansızlık dairesinde mi? , evet”.

E o zaman siz bunlara karşı bir şeyler yaparken engel olacaklarına göre, bunlara karşı geniş dünyada, geniş dairede, kuvvetiniz yoksa maddi açıdan,  Siz ortaya çıktığınız zaman hedef olursunuz ona. O zaman ne oluyor, Dar Daire kalıyor elimizde.

Ve geniş dairenin yani ikinci vazife var ya… mesela, diyelim ki şu anda siz Genel Kurmay Başkanısınız, peki diyebilir misiniz ki, bir maarif dairesinde, okullarda, kızlar öğlene kadar, erkekler öğlenden akşama kadar diye bir ayrım yapsanız. Muazzam bir hadise bu.

Sual: Ama İngiltere gibi bir ülkede kızların ve erkeklerin ayrı okulları var. Ve bu 100-200 yıldır uygulanan bir prosedür ve oraya göre gayet normal. Türkiyede niçin olmasın?

Rüştü Tafral :  Süfyaniyet  yok ki orada. Süfyaniyet koskoca dünyanın bir yerinde, sadece bir memleketinde vardır. Ve Süfyaniyetin hücum merkezi de onun karşısında olan Cereyana olacaktır ve olmuştur da. Halen de devam ediyor.

Sual :  Peki İttihad-ı İslam’ın ehemmiyeti nedir?

Rüştü Tafral:   İttihad-ı İslam olmazsa, içtimai hayattaki, ikinci ve üçüncü vazife tahakkuk etmez.

Sual :  İkinci ve Üçüncü vazifeler nedir?

Rüştü Tafral :  İkinci vazife; Şeairi ihya etmektir yani, bid’atları izale etmektir. Yani sosyolojik hayat, İslam içtimaiyatı avamın ve herkesin İslamca düşünme, İslamca yaşama ve İslamca hislere sahip olmalarının, hatta şuurları olmadan,  teminatıdır. Bu Kastamonu Lahikasında vardır, yani ecdattan bu yana gelen güzel işler, güzel ahlaklar, giderek darbelendi ve tersine çevrildi. Onun için İslam içtimaiyatı avamın ahireti kazanma hususundaki teminatıdır.

Sual : Peki ikinci vazife Şeairi ihya etmek olduğuna göre üçüncü vazife nedir?

Rüştü Tafral :  Siyaset-i İslam’dır. Fakat bu basit bir kuvvetle olmaz. İkinci vazife de basit bir kuvvetle olmaz, ordular lazımdır. İttihad-ı İslamın orduları gerekecek. İttihad-ı İslam olamadan İttihad-ı İslam’ın nasıl orduları olacak ki ? 

Yalnız burada, İttihadı-ı İslam hakkında bir derlememiz var elinize geçmediğini sanıyorum. Risalede geçiyor o kelimelerden “Nokta-yı Telâkî”. 

Nokta-yı Telakî’siz İttihad-ı İslam olmaz. Hürriyeti Şer’iyye olmazsa Allah hakimiyeti gider beşer hakimiyeti gelir. İnsan hakimiyetiyle İslam hayatı yürütülmez. Çünkü Hürriyet-i Şer’iyyede Allah ne hürriyetler verdiyse insan ona müdahale edip yasaklayamaz.

Yani oy ekseriyeti var diye Cenab-ı Hakk’ın yasakladığı bir şey  serbest yapılamaz.

Risale-i Nur’da bunlar kısmen var. Devlet idaresinde başlıca bir Aristokrasi var, bir Demokrasi var. Demokrasi halkın çoğunluğuna dayanırken, öteki taraf ihtisas dünyasına dayanıyor. İslam ne dedi; sen Mebus olmak istiyorsan müracaat et. Müracaat eder, İslam onu bir imtihandan geçirir. Kriterlerine göre Mebus olabilecek ve olamayacakları belirler, ayırım yapar. Mesela 300 kişi lazım, 3000 kişiyi müracaatlardan  seçer, İslam Alimleri seçmiştir bunu, avam seçmemiş. Halka döner bunlara rey vererek seçin der. 

İslam hakimiyeti, Vahye dayanan mana ile, yani Allah’ın murad ettiği mana dairesinde  Halkın kendini idare etmesi oluyor.  Bunu  esas almak lazım, bunu esas almayan İslam dünyasının Nokta-yı Telakî’si yok demektir. Doğru niye doğrudur niye eğridir, onu tespit edemezsiniz, kavga sebebidir. Onun için evvela bir bağlayıcı nokta,  Nokta-yı Telakî dediğimiz bağlayıcı ana hükümlerdir ve müsellemedir, müşterekedir.

Sual : Edille-i Şeriyye mi ?

Rüştü Tafral  Edille-i Şeriyye’nin inkarı mümkün olmayan kısmı. Yani buna Müsellemat diyelim. Yani gözü kapalı tamam diyecek herkes, avam, havas fark etmez burada. Müsellemata dayanan esaslar bağlayıcıdır ve Nokta-yı Telakî’dir.  İyi neden iyi dir ki, bu metre, litre işi değil ki, iyiyi ona göre belirleyelim, niye iyi, neye göre iyi, beşeri felsefede  şüphecilik esastır, neye dayanacak ki hiçliğe dayanan bir kapı. Hiçlikte sabitlik olmaz ki. O bakımdan   “Vacibul Vücuddan gelecek” gelen hüküm….

İttihad-ı İslam noktasında, İslam’ın selametini, hakimiyetini, istiklaliyetini, istiyorsak ki istiyoruz, bundan başka İslam Aleminde yol ve çare  yoktur.  Gerçi Mektubatta iki şey veriyor, birisi Kudreti İlahiyle bakılırsa çok kolay olur diyor.  Hikmeti İlahiye  bakımından  ise büyük bir Cemaat lazım,  Mehdi’yi anlatırken diyor.

Şimdi biz esbab alemini düşüneceğiz, şimdi Kudreti İlahiye kolayca yapar. doğru.  mucizeler dünyası besbelli ama, bize mucizeler yapacağım diye vaat etmedi ki Allah. "Siz oturun, yatın, yiyin, için"  demedi ki…

Sual :  Biz vazifeler dünyasında içtimaiyatla ilgilenen Müslümanlar olarak, ne ile muvazzafız diye bakınca İttihad-ı İslam’dan başka bir hizmet acil değildir yani?

Rüştü Tafral : Bir bina yaparken nasıl ki temel kazıp, çimento doldurulur, bina yıkılmasın diye, işte İttihad-ı İslam buna benzer. İttihad-ı İslam niçin lazım şimdi. Çünki,  Şer Cereyanı pek fazla mütecaviz. Şu anda mesela bu gizli Cereyanın İslam Dünyası hakkında projesi vardır. Adım adım gidiyor, sırayla gidiyor, yavaş yavaş gidiyor, toptan almıyor hedefini.

Yani zannediyor musunuz ki, bugünki mevcut şartları yarın aramayacaksın. Hayır yarın bugünü arayacağız, Ya Hu, 2000 li yıllarda  böyle değildik Ya Hu ne kadar da acayipleştik diyeceğiz. Ama bu da “Feveran” sebebi olacaktır.

Şimdi, diyelim ki iki kişi ölümüne kavga ediyor, bu kavga eden adamların mevcut güçleri normaldeki yüz kişiye bedeldir. Niye, çünkü “Feveran”dadır. Yani bütün imkanlarıyla varıyla, yokuyla karşı tarafı mağlup etmek istiyordur. Onları durduramazsınız, çünkü coşmuşlardır. İslam dünyasını coşturan sebepler çıkıyor diyor Mektubat’ta. Hadisat-ı Azime vücuda geliyor…

Sual :  Bunlar nedir efendim?

Rüştü Tafral :  Bunlar bu sinsi cereyanın, beynelmilel Münafık Cereyanın, İslam Dünyası için projesinin hayata geçmesidir. Kendi provokatörlerine yaptırdıkları, Müslüman gibi görünen provokatörlerine yaptırdıkları bir takım işleri, Müslümanların üzerine atarak, kendi planları için zemin hazırlıyorlar… ve bazılarına da gerçekten Müslümanların vurucu kırıcı olduklarına inandırıyorlar.

Ben baktım, Külliyatta, muhaliflere  Üstad hitap ederken iki sınıf var, birisi aldananlar, birisi aldatanlar. Aldananlara olan hitabı ile, aldatanlara olan hitabı değişikti.  Benim tespitlerim var, aldananları ikaz makamında ele alırken, aldatanlara bayağı vuruyor, bayağı vuruyor ama, yani hiç gözünün yaşına bakmadan...

Sual : İttihad-ı İslam’a kimler gayret etmeli, kimlere bu konuda vazife düşer?

Rüştü Tafral :  İttihad-ı İslam,  Nur Cemaati içinde bilinir, sözü geçerli olan şahısların hemen hepsi için Muzaaf Farzı Ayndır. Öyle farzı ayn değil sadece. Yani birinci derecede yapılacak olan İttihad-ı İslam’dır.

Ancak İttihad-ı İslam,  “İmtizacı Efkar cehl ile olmaz”, Münazarat’ta  galiba, Marifet ile olur. Yani fikir birliği, düşünce birliği hedef, gaye birliğinde bulunmak lazım. 

Yani Müslümanların sözü geçerli olan kişileri arasında Müselllamat diyebileceğimiz Noktayı Telakî’de hiç eksiklik bulunmayacak. Noktayı Telakî’de bağlayıcı ana hükümlerde ittifak edecekler.

Mesela şu anda bizim sahamızda az çok bilinen şahıslara deseniz ki, “şu Nokta-yı Telakî, Esaslar ve Teferruat Meselesi dairesinde ne yapacağız?” deseniz. Size boş boş bakar ve “Ya Hu! Bu ne anlatıyor, gayb aleminden mi bahsediyor” diyecektir. Zaruri bir meseleye bu şekilde bakıyorlar. O zaman sen nereye gideceksin bu sahada, yani ne yapacaksın ki ?…

Sual : O zaman Ehl-i Beyt’e  bağlı Mürşidler, Şeyhler ve Hocalar, İttihad-ı İslam için birbirlerini ziyaret mi etmeli?

Rüştü Tafral:  Ben başlattım, burada bir Şeyhin yanına gittim. Seneler önce ama. Adını söylemeyeceğim şimdi. Niye? Çünkü o cemaat “Şeair”e  fazla değer veriyor. Tatbikatta götürüyor yani. İyi dedik bu şekilde olması güzel, gerçi avam dünya ama…. İşte "bana bir Nur talebesi geldi, görüşelim, konuşalım, tanışalım"  desin diye. Baktım bir teferruat meselesinin icrasından bahsetti bana.

Sual : Sakal Meselesi mi?

Rüştü Tafral :  Evet. Baktım ki ağacın meyveleri daha yenecek gibi değil. “Çok memnun oldum, teşekkür ederim, çok istifadeli oldu” dedim çektim gittim.

Sual :  Acaba şimdi 2006 senesinde durum değişmiş midir? Yani daha ümitvar olabilir misiniz İttihad-ı İslam için?

Rüştü Tafral :  Şimdi durum değişmese de benim durumum değişti. Belki böyle yerlere gidemem, onlara iştirak edemem ama, böyle toplulukların, ziyaretlerin, istişarelerin kurulmasını isterim...

Şimdi Risalei Nur itibariyle düşünüyoruz, bu cemiyetin içersinde insanlar epey bozuluyor darbeleniyor. Avam müstakim bir merkez ister. Yani iyiye yönlendirecek, iyiyi bildiği halde, iyiyi yaşamak istediği halde, ondan avama sirayet edecek bir Şahs-ı Manevi der Üstad. Yani avam ona bağlı kalacak, o da istikameti bilebilen olarak istikamete erecek. Halbuki şu anda baştakiler, başta bulunmanın, etrafında birkaç kişiyi toplamakla olan enaniyet zevkinin terkine gidemiyorlar, gidemezler de. Gidebilselerdi ortaya çıkardı zaten, çıkar söylerlerdi. Yazar, çizer bu durumu anlatırlardı.

Onun için bu durumda, Risale-i Nur’da gördüğüm o azgın Cereyanın baskılarıyla,  Seyyidler Cemaatinin feveranından bahsediyor. Şu anda dağınık gibi görünüyorlar ama..  Fakat, bir Başkumandan diye anlatıyor, ama başkumandan tabiri askeri olarak değil, o sahasında sözü dinlenen bir Seyyid. Cemaatlerin bağlandığı başlar var. Bu Başkumandan diye tabir ettiğimiz ise, bu Başları kendine bağlayan, en baştaki Zat.

Bu kumandanlar kendilerine bağlı olan Seyyidlerle beraber, Başkumandan’ın kumandanlığı altında birleşirlerse, diyor Üstad Mektubat’ta, büyük bir kuvvet oluşur.

Bu gizli cereyan bundan dolayı çok endişe ediyor, sezdirmiyor ama çok endişe ediyor aslında. Ya olursa diye…  Fakat içtimai yapıda da çok ölçülü hareket etmek istiyor. Feveran ettirmemek için, hazmettire hazmettire gidiyor. Bir  ifsad veya zulüm yapıyor, onun hissiyatını unutturup tekrar bir şey daha yapıyor. Yani zulümleri toptan yapmıyor. Toptan yapsa Feveran tehlikesi olacak, bunları hesap ediyorlar.

Ama netice itibariyle İslam Aleminde bir teraküm oluşturuyor bu durumlar. Fakat ölçüyü tutturabilecek mi sanki. Cenab-ı Hakk Kainata hakimdir, bu gizli cereyanı şaşırtır. Biraz dozunu artırır bu taraftakileri de biraz destekler Allah, böyle bir feveran çıkması halinde, uzun değil ama, dindarane içtimai  bir devrenin çıkma ihtimali var…

Onun için İslam dünyasının selameti, Müslümanların İslamı yaşaması ve şeairi ihya etmesine bağlı.… onun için benim de o Şeyhle görüşme sebebim buydu, o bilsin ya da bilmesin içtimaiyatı. Yapmış olduğu hareket tarzı İslam’ın lehineydi.

Sual :  Peygamber efendimizin Ehl-i Beytine bağlı tüm kardeşlerimize son mesaj olarak ne söylemek istersiniz efendim.

Rüştü Tafral:   Şimdi Ehl-i Beyt düşüncesi Risale-i Nur’da gördüğümüz şekliyle, neticeler oldu, şevklendi, olmadı  kuvve-i maneviyyesi kırıldı şeklinde olmayacak.

Ne kadar zor şartlar olursa, ne kadar az kalırsak, istemeyiz ama, şayet öyle olursa şevkimiz daha artacak. Yük bizim omuzlarımızda deyip daha fazla ciddiyetle davaya sarılacağız. Dünya hayatının en büyük maksadı ebedi filmler çektirmektir…

Hatta bir Rivayet (Hadis) vardır; adamın biri hayr için bir ağaç dikiyor. Diyelim ki bu ağaç hurma ağacı olsun, bilinmez ama diyelim ki ertesi gün kıyametin kopacağını bildirildi, o adam dikeceği ağaç sayısını ikiye çıkartacak. Niye? Çünkü, dünya hayatındaki film çektirme devresi bitiyor. E o ağacın meyvesini kimse yiyemeyecek? Yenmesi için değildi yahu, film çektirmek içindi. Bu hususu iyi anlamak lazım…

Kardeşim, bizim bu Seyyidler bunu biliyorlar ama bu şuuru, bu anlayışı heyecanla kalplerine koyup, şartlar şiddetlendikçe daha metin ve daha sağlam olacaklar.

Onun için ben onlara bakmıyorum, oldu, olmadı, olacaktı, olmayacaktı, bunlar esas değil. Esas olan iyi film çektirmektir. Allah’ın kudreti, gücü sonsuz. Allah sonlu olan kainatı an be an tasarrufunda tutmuyor  mu? 

E tutuyorsa işte, Zübeyir Ağabey anlatıyor, Üstad Hz.lerinin âdeti değildi ama bir keresinde bacak bacak üstüne atmış. Neden böyle yapmış biliyor musun? Yine Zübeyir Ağabey anlatıyor bana:

Şimdi Rusya, İngiltere, Fransa, Üstad’ı yok etmek için Hava Kuvvetlerini birleştiriyorlar ve göğü kaplayacak kadar koca bir bulut filo halinde Üstad’a doğru geliyorlar.”  Farz ediniz. 

Elemtere’yi nazara alacağız burada haliyle. Üstad bu sefer keyif yapıyor. Niye? Hücum dairesinde, hücum olunan Müslümanın bir kuvveti yoksa, Kudret-i İlahiye  devreye girer.. bize de o zaman seyretmek düşer.

Allahû Ekber!

Şimdi İslam Aleminin kuvveti var fakat kuvvetini kullanmıyor. İttihad-ı İslam yapmıyor. Bu sefer ne diyor, Diyor ki; “Ya Rabb Sen Hakîm’sin, Adil’sin, bizi iyiden iyiye darbeletsene bu zındıklara, bizim burada iflahımız kesilsin,” diye dua ediyor. O zaman da Allah bu ismen Müslüman halkı bu şekilde cevaplandırıyor. E tabi arada iyiler de güzel bir terleyecek ve güzel güzel filmler çektirecek.

Şu anda bizim bulunduğumuz devre, hakikat  nokta-i nazarında en iyi devredir.  Bu kadar iyi bir devre dünyada sanmıyorum ki olsun. Bir gramlık iş yaparsınız on ton sevap alırsınız. İşte Sünnet-i Seniyyeyi ihya ile bir şehit, bir veli, yüz tane evliya sevabı alacaksınız. Bu  bal-kaymaktan  daha önde bir şey… 

Onun için bu anlayışta olduğu zaman insanın kuvve-i maneviyyesi zayi olmaz. Netice oldu, olmadı önemli değil, olursa Elhamdülillah, olmazsa Elhamdülillah gene, her ikisine de Elhamdülillah. Çünkü, bu olmadığı zaman da Elhamdülillah daha güçlü gelir.

Rıza-yı İlahi ve ebedi filmler çok ciddi, çok ama çok... Şimdi bu yakında izlediğim Ashab-ı Kehfe, öyle bir imrendim doğrusu. Yahu bizim de böyle filmlerimiz olsaydı …

(Feyz Dergisi. 27.7.2006)